YASAL UYARI

Bu sitedeki içeriklerin her türlü telif hakkı yazar Aylin AKÇALI'ya aittir.

Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı

Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.


Yazar Notu: "Mimar Günlüğünü kitaplaştıracağım için tüm yazılarını internetten kaldırdım. Mimar Günlüğü serisi Zehr-i Aşk hikayesiyle başladı, ancak onla sonlanabilir. Mimar Günlüğü 2' ye devam ederken dileğim eleştiri yapmaktan kaçınmamanız. Keyifli okumalar."
ayisigin2.blogspot.com

İyi dileklerim sizlerle.. Keyifli okumalar...

16 Ekim 2010 Cumartesi

ZEHR-İ AŞK



Yeni birgün, yeni bir öğüt, hayat öğrettikçe yaşam bulması yerine, öğrettikçe ölüyor içimde…

Hayatın monotonluğuna kapılmış kendinden habersiz ruhlar loş bir ışıkla uyanır. Işık, karanlığın iç geçirmişliğinde hüzünle birlikte, sürüklerken ayaklarını kendine, sanarsın ütopyan gözlerinin önünde. Sahte bir sahnede, sahteliği gözler önünde. Bu yüzden aşk yazar ya kan kokan bileklerde.

Aşk sana sesleniyorum. Seslendiğimde sesimi tüketiyor, arzumla birleştiğinde sırtımı loş ışığından karanlığa çeviriyorum. Haykırıyorum zaten “ başka bir varoluş başka bir yaşayış, aşk derininde derininde başka bir haykırış”.



Söyle bana!! Hangi günahların dibinden çıkageldin, hangi eskitilmiş şarap seni mestetti? Hangi sonu kırık hayale düşer yolun, hangi oyun hayat bu dedirtti? Hangi rengin sevdalısı oldun, gökkuşağı yanında onu aradı gözlerin? Hangi geçmişe doyasıya sarıldın da kanadı ellerin? Hangi gözlere çizildin kimin yanında hayalin bir?

Metal tadında bakışlarına acıyor, loş ışığında sana güveniyorum. Gölge güneşe yaklaşamazken sana uzanıyor, hergün doğmanı beklerken ışığına   güneşim diyorum. Aslında biliyorum, baharın beyaz gelinliğini çıkarıp yakması gibi sonbahar, seni de geçmiş en az beni yaktığı kadar yakar, ben  hergün yeniden yaşamayı öğreniyorum.

Sonrasında donan dudaklarımın fısıltısını ben gibi odama hapsettim, dönüp ardıma baktığımda gördüm, ne çizikler barındırmış mabedim, yanan  gözlerimin kızıllığını sen gibi aynalara hapsettim, çığlıklarını savurup baktığında gördüm nasıl iplere dolanmış bedenim, kapanmış gözlerim. Aşkın bağladığı gözlerimi açtığımda görüyorum, bir yılan masumluğunda gözlerinin yeşili. Zehrini kendi kalbine enjekte etmiş, ruhumun diğer yarısını hapsetmiş bedeninde gizi.

Aşkının ateşi öyle büyüktü ya hem kendini hem beni yakardın, yanardım. Gülümsüyorum. En büyük dalgalarla boğuştuğumda kalbinin sıcaklığı yerine nefretin buz kalıplarını kırardım, kalbimde asalet hüzünle pençeleştiğinde etrafımda taş kalbi olanlara zarardım, kalplerini  hatırlattım.

Şimdiyse hapsettim ruhuma kokularını yanlızlığın, her sabah aynı kokuyla farkındalığım, şimdinin birkaç adım ötesine demir attım, bilemezdim koca batık bir gemiye rüzgar çıkarıp rotasını aldığımın… Oysa metal tadındaydı bakışların, oysa kendini bile aydınlatamayan bir ışıktan farksızdın. Kanıtladım, oysa ben tanıdım, benden farksızdın.

Ama artık sessiz şiirlerimde dökülüyor kelimeler parmaklarıma, artık bittiğinde başlıyor şimdiye acıma. İçimde biriktirdiklerimle dışarıdaki gülücüklerim bir değil anlasana, ama biliyorum değmez yaşama. Biliyorum, sen her nefesimi kuşatıp nefessiz kalmamı sağladığında, kalakalıyor içimde bir yerlerde ağlak bir kahkaha.

Ve son olarak kulağına fısıldıyorum, kulağıma beni sevdiğini fısıldadığını hatırlayarak : “Aşk işte beni terk etti hayatım, ben seni kaybettim ya  şimdi çok rahatım.”

15 Mayıs 2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder